18 Aralık 2015 Cuma

SON DÖNEM RUH HALİM ve HER TELDEN SEVDİĞİM, ÖNERDİĞİM LİNKLER :)

Bilgisayar başında artık eskisi kadar vakit geçiremiyorum malum.. Her postuma da zamansızlıktan şikayet ederek başlar oldum ama postun konusuna bağlayacağım ben onu şimdi bekleyin :)

Yalnız cidden bu konuda başım belada.. Beni bu ev bozdu ben size söyleyeyim.. Nerde benim o 45 dakikada komple temizliği biten minnak çatı katım.. Bu evi asgari 2 günde temizleyebiliyorum.. Kullanmadığım odaları da temizleyeceksem hele ( ki şu an 3 taneler :) evi 3'e bölüp 3 günde ancak halledebiliyorum..
Ben evin tamamını temizleyene kadar başta temizlediim yerler batıyor falan haha tam bir kısır döngü.. 

Çık iğlincili !

Neyse yazın teras zeminini yaptırmamıza rağmen, tepeme çökmek üzere olan mutfak tavanıma, 
( su akar yolunu bulur dedikleri bu herhalde.. O su sızacak bi yer buluyor.. Şoktadayım )

ve morgdan hallice banyoma rağmen, 
( töbe Yarabbim ) ( Bi banyoya niye taa tavana kadar buz mavisi fayans döşenir ? O zaman o modaysa demek ki )

evimi seviyoruumm <3 

Evim-kalp-ben :)

Şikayetlenmeme devam edersek sürekli bi yetişme derdi ve stres halindeyim ve bakmayın şimdi bu kadar bik biklediğime, gereksiz konuşmayı bile vakit kaybı olarak görüyorum haha :) Bi şey diycem mesela içimden bi geçiriyorum ay gerek var mı şimdi konuşmaya.. Hıımm yok ya boş ver boşa harcama enerjiyi.. 3.banyoyu temizlerken kullanırsın nihaha ühühüh güler misin ağlar mısın ?

Beynen ve bedenen pertim a dostlar !

Bi şeyi bi kaç kere söylemeye nası üşeniyorum nası üşeniyorum.. Bi kerede anlayacaklar arkidiş :) Beyin sürekli neyi nasıl pratik hale getiririm derdinde.. Eşime çemkiriyorum falan.. Mesela bi şey anlatıyorum hala soru soruyo.. Bıkkınlığın getirmiş olduğu ruh haliyle benden tepki şu : 
Neyi anlamadın şimdi Allah aşkına ? Hayır neyi anlamadın neyi soruyorsun ? Neyi anlamadın come oonnn !

Demin de mesaj attım ben ona.. Müşterim için şurdaki gri dantelli ve şurdaki mor dantelli şaldan sorduruyorum depoya var mı diye ? .. Sordum gri varmış diğeri yokmuş diye cevap yazdı.. Ben de didim "aaa mor yok muymuş ?" 
Gelen cevap : Neyi anlamadın şimdi ? hayır yani neyi anlamadın da hala soruyorsun hahahahahha :)

Beni benim silahımla vuruyo bak seeeğğnnn ..

Artık konuyu bağlayayım.. Bi de bi gerginim, bi gerginim.. Haber bekliyorum hani Rana'yla ilgili.. Gerginken çok konuşurum ben aslında.. Öyle böyle değil.. Çokta şeker olurum ama.. Görseniz :)

Şimdi nasıl bir iç savaş var bünyemde anlatamam.. Hem çok konuşma ihtiyacı hasıl , hem bünye çok yorgun konuşacak hali yok..

Ay yazık ama bana yaa..

Konuyu bağlayamadım yine yalnız.. İşte vakitsizlik vakitsizlik diye dellenirken bi de hiç bi şeyden geri kalmama istek ve arzularımla baş etmeye çalışıyorum.. İnternette okuyacak, deneyecek, hoşuma giden bi şey görünce sonra halletmek üzere hoop atıyorum Sık Kullanılan'lara..

Oğlanın notlarına bi bakiim diye Sık Kullanılanlardaki E-Okul'u bulmaya çalışırken bi baktım benim sık kullanılanlar burdan köye yol olmuş..

Bi bakayım temizleyeyim derken bi de paylaşayım dedim.. Bu post fikri ordan çıktı.. Burdan bana ( ve taklitçilerime :)  çoook ekmek çıkar haha ben size diyeyim.. Zira dediğim gibi liste kabarık..

Bakalım neler dikkatimi çekmiş veya neleri sizlerle paylaşayım demişim ? 

Başlayalım <3

Takı kutusu almıştım hani Koçtaş'tan.. Hala peşindeyim niyeyse :) 
Çok beğendim ondan sanırım.. Plastik falan değil bu.. Çok güzel bir yüzeyi var.. Işıl ışıl.. Ve bir de bu tür şeylere şak yapıştırırlar etiketi 49.90 / 59.90 falan şeklinde.. Bunun böyle olmaması, uygun olması da beni cezbetti sanırım..
Stoklarda yok ama tabii.. Stoğa girince haber ver butonu var aşağıdaki linkte.. Mail atıyorlar gelince.


***



Polisiye severlerin başyapıtlarından biri olan The Closer'ı 3. kez baştan sona izledim.. Evet 7 sezon yüzlerce bölüm.. Bozuk psikolojimin ve paranoyak kişiliğimin büyük kısmını sistemli şekilde seyrettiğim bu dizilere borçluyum haha :)

Hatta dizinin bitmesiyle içinden çıkan bir diğer dizi olan Major Crimes'ı da iki kez seyretmiş durumdayım.. 
( Spin-off deniyormuş buna.. Yani kısaca anlatırsak The Closer'daki bir çok oyuncu aynı kurguyla devam ediyor bu dizide.. Breanda ve bir kaç başka oyuncu daha gitti ve onun yerine ekibin başına Sharon Raydor geçti.. Bi takım rütbe değişiklikleri oldu. vs. )

Major Crimes şu an yayınlanmaya devam ediyor.. Eski bölümleri bitirdim.. Heyecan ve sabırsızlıkla yeni bölümlerin yayınlanıp internete düşmesini bekliyorum.. O arada eski sezonları 3. kez bi daha bi seyrederim ben :)

İşte The Closer'ın linki de sık kullanılanlar'da kalmış.. Seyretmek isteyenler olabileceğini düşündüm..  Bu kıyağımı da unutmayın ama bu dizileri tam sezon eksiksiz yayınlayan site bulmak hayli zor :)


***

Kahvaltıda denemek istediğim basit tariflerden birini içeriyor bu linkte.. Oktay Usta'dan.. 


***
Bu da benim taa Bahçe Katı evimde yaptığım bir tatlıydı.. Unutmuşum ben bu tarifi.. Çokta beğenmiştim halbuki.. 
Kendi postumu sık kullanılanlara attım yani :) Tez vakitte tekrar yapıla.. Siz de deneyin tadı çok güzel..


***

Oğlumun bulduğu test çözme sitesi.. Çok faydasını görüyoruz biz.. Siz de bi inceleyin derim..


***

Tarihi, geçmişi, eskiyi, eski yapıları ve özellikle Osmanlı Dönemini çok severim..

Evimi sevmemin bir nedeni de bu sanırım..
 Binanın 40 yıla yakın bir geçmişi olması, 
büyük olup eskinin o babaanneli, dedeli kalabalık hayatlarına yuvalık yapmış olması, 
( iki aile çok rahat yaşar bizim evde.. İki ayrı ev gibi.. Zaten eski sahipleri öyle yaşıyormuş.. Dede-babaanne üstte, çekirdek aile aşağıdaymış..),
İçinde eski eşyaların bulunduğu bir tavan arası olması,
Tahta ve yıpranmış merdivenleri..

vs. bana hep Neşeli Günler filmin anımsatıyor..
   
Oğlumun yakından takip edenlerin anımsayacakları tüm o özellikleri benden geliyor sanırım :)

Aşağıdaki linki de yine o bulmuştu.. Sindire sindire bi okuyamadım. Bu gece bu işi halledeyim.. Buyrun siz de okuyun..


***

Akşamları çocuklar uyuduktan sonra, eşimde geç gelecekse mumlarımı yakıyorum kapatıyorum her şeyi bu müziği açıyorum.. Ay bi huzur bi huzur ölcem huzurdan. Uyurken de dinliyorum uykuya geçmemi kolaylaştırıyor. Ki uyku müziği zaten :)

Sabah Rana'nın üstüme uçmasıyla uyanmama kadar bi enerji depolamış oluyorum..


***

Daha devam edecektim ama yoruldum.. Bu müziği açmamalıydım :)

Devamı gelecek bu postların görüşmek üzere..



Takip edebileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım :

İletişim : catikatiilkay@gmail.com

12 Aralık 2015 Cumartesi

5 SOFRA, 1 TARİF ( Kaşarlı/Pileli Börek) POST 11 :)

Hayat git gide yoğunlaştı, postlar artık çocuklar babaannesinde kaldıkları zamanlarda hazırlanır oldu..
Nerde o her gün post yazabildiğim günler :)

Instagram'da daha çok paylaşım yapıyorum.. Hala gelmediyseniz beklerim


Serzenişimi yaptığıma göre taslaklarda epeydir bekleşen postun yayınına geçelim.. 

Ne , nereden yazacağım yine.. Aramıza yeni katılan okuyucular için..

En altta da sürekli yaptığım artık vazgeçilmezimiz olmuş çok güzel olan kaşarlı, pileli börek tarifim var.. Mutlaka deneyin tavsiyemdir..

Keyifli Seyirler !

******

Okulların açıldığı ilk gün kahvaltımızdı bu..


Masa, Bank, Çiçeklik, Perdeler : İkea


Pembe, mavi tabaklar : Kipa


***

Servisler, Pembe Tabaklar, Metal Saksı : İkea


Peçete : Yurtdışından.. 


***

Dantel Masa Örtüsü : English Home


Kalp Kaseler : Biçen Market

Perde : Bauhaus


***

Sandalye Minder : İkea

Şemsiye : Bauhaus

Dantel Masa Örtüsü : English Home


Servisler : PartyPaper

Peçete : Yurtdışından..

Pembe Tabaklar : İkea



***

Desenli Bardak : Lav Serisi

Dantel Örtü : Aslında şal :) Modarana'da ( https://www.facebook.com/catikatimodarana ) farklı renkleri mevcut.. 


Ve Pileli Börek Tarifi 



Bu börek benim çok sık yaptığım ve çok beğenilen bir tarif. Her yiyen bir sonraki gelmesinde o börekten yapsana diyor. Televizyonda Oktay Usta'dan öğrenmiştim.. Çok kolay hazırlanıyor 10-15 dakikada pişiyor. Yani habersiz bir misafiriniz geldiğinde çay demleyene kadar böreği yetiştirebilirsiniz.
Hatta Oktay Usta dakika tutmuştu böreği hazırlarken 3 dakikada hazırlanacak diye :) hakikaten 3 dakikada hazırladı :)

Malzemeler
3 adet yufka
2 adet yumurta
200-250 gr kadar kaşar peyniri
yarım çay bardağı zeytinyağı
yarım çay bardağı süt
1 şişe soda

Hazırlanışı : Yağı, yumurtaları, sütü ve sodayı bir kapta karıştırıyoruz. Yufkaları pileli şekilde borcama seriyoruz. Yani yufkayı buruşturup buruşturup koyuyoruz.. Kaşarı rendeleyip yufkaların üzerine, aralarına serpiştiriyoruz. Sosu kepçeyle yufkaların üzerinde gezdirip eşit şekilde dağıtıyoruz. Sosu iyice çekmesi için buzdolabında 10 dakika bekletip fırında üzeri kızarıncaya kadar pişiriyoruz.işte bu kadar :)
Dikdörtgen bir borcama 3 adet yufka sığıyor.. Borcam ya da tepsi büyüklüğüne göre yufka sayısını çoğaltabilirsiniz..

Afiyet Olsun..


Takip edebileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım :

İletişim : catikatiilkay@gmail.com

*Firmanız ve ürünlerinizin Çatı Katı Blog sosyal medya hesaplarında yer almasını istiyorsanız yukarıdaki mail adresi üzerinden iletişime geçebilirsiniz..

4 Aralık 2015 Cuma

Saç Dökülmesi Sorunumu Nasıl Çözdüm ?

Normalde her zaman çok saçım olmuştur.. 
İnce telli olmasına rağmen ( aslında çocuklarımın doğumları sonrası bi parça cins değiştirip kalınlaştı ) tokalara sığmayan saçlarım vardı.. 
Ki bir dönem belime kadar uzunken bir de perma yaptırmıştım ki aman aman saçların içinde suratım zor seçiliyordu :)
Bu sebepten genelde araya makas attırır yoğunluğunu azalttırırdım..

Ta ki son bir kaç yılda özellikle kızımın doğumundan sonra hastalıklar, ev problemleri vs. gibi olaylar yüzünden geçirdiğim stresli zamanlar dolayısıyla dökülme sorunu yaşamaya başlayana kadar..
Yani ben strese bağladım.. Çünkü beslenme anlamında oldukça iyiyim.. Yemek yemeyi unutup tansiyonumun falan düşmesine sebep olduğum günler hariç :) 
Bir çok kişinin yemediği sebzeleri ben ayıla bayıla yerim.. Süt, yoğurt, balık, et benim düzenli olarak tükettiğim gıdalar..  Ağır bağımlı olmama rağmen kola ve asitli içecekler içmeyi uzuun zaman önce bıraktım ağzıma koymuyorum.. Sigara içmem, evde içtirmem.. Sürekli kan veriyorum çeşitli değerlerime bakılıyor. Herhangi bir sorun görünmüyor yani stres dışında..Ki zaten en baş sebebi stres olan saç kıranı da yaşadım yakın zamanda.. 

Son bir kaç ayda bu dökülme sorunu öyle arttı ki.. Artık ara makas attırmaya ihtiyacım kalmadığı gibi bir de kel kalacağım endişesi başladı :)
Öyle dökülüyor ki dökülmüyor resmen tutam tutam saçlarım elime geliyordu duşta.. Ay ay diye panikleyerekten elime gelen saçları içgüdüsel olarak kafama tekrar koymaya çalışmaya falan başlamıştım :)
Evimin parkeleri açık renk ve saçtan görünmez olmuştu.. Tam çıldırmalık..

Bir gün duşta saçtan arınamayınca aaa dedim bi şey yapmam lazım artık.. Şöyle ki dedim yani bu hızla dökülürse bi 10/15 yıkama sonra benim tepem açılmaya başlayacak..

Eşime mesaj attım hemen.. Çocukluğumdan abimin dökülme sorunu için bir şeyler yaptığını hatırlamam ve bir dönem eczanede çalışmam dolayısıyla bildiğim bazı yöntemler vardı.. Mesela çeşitli ampuller ( Bepanthene, Evigen ( hala üretiliyor mu bilmiyorum ama E vitamini.. Adı değişebilir. )  ve badem yağıyla hazırlanan saç bakım maskeleri gibi..
Önce eşime dedim bana hemen bu ampulleri al ben başlıyorum bi şeyler yapmaya..

Sonra üşendim :)

Ya dedim ben şampuan olarak başlayayım ilk önce.. Bi işe yaramazsa ampullere başlarım biraz meşakkatli çünkü.. Hazırla, kafana yay, beklet, saçını arındırmaya çalış vs. O aşamaya sonra geçerim diye düşündüm.. Yine eczanede çalışma dönemlerimden hatırladığım ( çok satıyorduk bunu o zaman )  Tresan Şampuan'ı almasını istedim eşimden..


Hemen o akşam getirdi sağolsun ertesi gün kullanmaya başladım.. Bir kaç çeşidi var benim kullandığım Isırgan özlü Normal ve kuru saçlar için olanı..

Ve sonucu gözlemlemek için deneysel çalışmalara giriştim, dökülen saçlarımı yıkadım kuruttum ve ayrı poşetlere koyup dökülme miktarını karşılaştırdım ve sizler için fotoğrafladım..

Tabi şimdi alenen dökülmüş saçlarımı gözünüze sokmayacağım :) Ama poşet içinden ve flulaştırdığım fotoğraf kalitesi üzerinden yoğunluklarını görebilirsiniz..

Yalnız şampuanı kullanmadan önce yapmak aklıma gelmedi.. Ama şu kadarını söyleyeyim.. Aşağıda gördüğünüz ilk yıkamada dökülen miktarın abartısız 3-4 katıydı tek yıkamada dökülen.. Sonrasında yerlere dökülen de cabası..

Bu fotoğraftakiler yıkama ve kurutma esnasında dökülen miktarlar. Sonrasında ise iki yıkama arasında neredeyse hiç dökülmüyor artık.. Belki 2-3 tane.. 


Kullanma aşamasına gelirsek,

*İlk yıkamada inanamadım bu kadar çabuk etki beklemiyordum ama daha yıkar yıkamaz farkettim ki dökülme anında azaldı.. Oluk oluk akmıyordu saçlar çünkü..
Bu arada ben güzel bir markanın dökülme karşıtı, ektra güçlü işte efendim yoğun besleyici falan fişman bir serisini kullanıyordum güya kremiyle birlikte :)

İlk yıkamaya dönersek Tresan Şampuan ilk kullanımda çok köpürmüyor.. Mesela ben saçlarımı 2 günde bir, 2 kez şampuanlıyor ve kremleyip çıkıyorum.. Tresan ilk kullanımda köpürmüyor.. Önce dedim hep böyle mi olacak..Ancak 2. yıkamada kendine geliyor ki ben köpürmüyor diye biraz fazla kullandım aynı duşun 2. yıkamasında.. Köpükten arınamadım epey bi o kadar köpürdü :)

Yalnız köpükten arındım arınmasına ama bildiğin saçım keçeleşti.. Yani duruladıktan sonra naylon bebek saçı gibi ve kalıp gibi oldu. Önce bi ürktüm.. Ve hemen saç kremine sarıldım.. 
Bu şampuanın saç kremi de var almamıştım onu aklıma gelip.. Ancak ben eski şampuanımın saç kremini kullandım..

İnternette kötü koktuğuna dair bir kaç şey okudum.. İnanamadım ama aynı şampuanı kullanmıyoruz herhalde diye düşündüm. çünkü gayet güzel kokuyor bence..

* İlk yıkamada o fotoğrafta gördüğünüz dökülen saçın büyük kısmı saç kremi kullandıktan sonra döküldü.. Zaten kremin daha fazla döktüğünü düşünmüştüm önceden de.. Ki saç diplerine asla kullanmadığım halde.. Bu yüzden 2. yıkamada denemek istedim ve krem kullanmadım..
Ve gördüğünüz gibi dökülme miktarı azaldı.. Ve ilk yıkamada oluşan keçeleşme azaldı.. Saçım sampuana alışmaya başladı sanırım..

* Üçüncü yıkamada yine krem kullanmadım ve dökülme miktarı gördüğünüz gibi epey azaldı :)

* Dördüncü yıkamada saç kreminin daha fazla döktüğü tezimi kendi kendime kanıtlamak için tekrar saç kremi kullandım.. Ve gördüğünüz gibi haklı çıktım dökülme tekrar çoğaldı :)

* Fakat dikkat ederseniz, 2.yıkamada krem kullanmadığım dökülme miktarıyla, 4. yıkamada krem kullandığımda oluşan dökülme miktarı artık aynı.. Yani dökülme yine de az.. Bilmiyorum anlatmayı becerebildim mi ? :)

Şimdi Tresanın saç kremini de alıp denemelerime devam edeceğim..

Keçeleşme olarak adlandırdığım durum yıkamalar ilerledikçe hayli azaldı.. Ya ben alıştım ya saçım alıştı :) 

Ve saçım artık daha dolgun daha çokmuş gibi duruyor.. Bunu farkeden Yasin'de ben de senin şampuanını kullanabilir miyim dedi ve gerçekten onunda artık hiç saçı dökülmüyor.. Gerçi onun genetik bir durumu var.. İster istemez kel kalacak tepesi hayli açıldı.. Ancak biz ona daha önceden çok pahalı şampuanlar aldık.. 50/60 TL idi bir kutusu mesela ama bu kadar keskin bir durma olmamıştı saç dökülmesinde.. Bu yüzden biz şaşırdık bu şampuanın çabuk sonuç vermesine..

Olumsuz bi şeyi var mı derseniz.. Saç sanki çabuk kirleniyor diyebilirim.. Yani dediğim gibi ben normalde 2 günde bir yıkıyorum saçımı ( Her gün yıkamanın iyi olmadığını biliyorum saç derisinde kuruma yaptığı söyleniyor )
2 günde bir yıkarken " artık 2 gün oldu yıkayayım saçımı " diyerek yıkıyordum.. Yani yıkamasam da oluyordu aslında..
Şimdi " 2 günün sonunda yıkamam lazım artık" diye yıkıyorum.. Yani sanki yıkamasam olmuyor :)

Yine bilmiyorum aradaki farkı anlatmayı becerebildim mi ? :)

Fiyatına gelirsek Yasin bir yerde 22 TL'ye görmüş.. Ama bir eczaneden 19 TL'ye almış.. Bu civarlarda bir fiyatı var yani..

Kullandığım bir ürün hakkında görüş ve önerilerimi dinlediniz :) Bilmiyorum ben de yaptığı etkiyi herkeste yapar mı ama bi deneyin derim sorununuz varsa.. 

Sevgilerimle <3

Takip edebileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım :

İletişim : catikatiilkay@gmail.com

28 Kasım 2015 Cumartesi

Kardeş Şart ! Mı ?

Yıllardır süregelen, dönem dönem pek çok yerde rastladığınız, içinden çıkılamayan, herkesin farklı görüşlerde bulunduğu bir konu bu :)

Kardeş şart ! Mı ?

Geçenlerde bir kaç gecelik mesai sonucu bitirmeye debelendiğim ama yine de pek başarılı olamadığım maillerimin çoğunun 2 çocuklu yaşam ve kardeş sorunsalı üzerinde toplaştığını farkedince, bu konuda bir kaç kelamda biz edelim diye düşündüm..

İlk önce kendi hayatımdan bahsetmem gerekirse açıkcası kardeş şart mı ? diye düşünmeye bile fırsatım kalmadan oğlum kardeş istemeye başlamıştı.. Bir zaman sonra öyle ileri boyutlara taşıdı ki bunu düşüncesi bile olmayan kardeşiyle konuşmaya, her gördüğü insana kardeşinden bahsetmeye başlamıştı.. Öyle ki kafalar hemen bana dönüyordu yoksa ?? diye.. Ve hemen durumu toparlıyordum yok canım bebek falan beklemiyorum.. O hayal dünyasında yaşıyor bunları diye.. 

Kardeşinin kız olacağını söylüyordu sürekli.. Otomatik makineler vardır hani çeşitli hastanelerde çocuk bölümünde bulunur genelde.. Bir kaç lira atarsın makineye ve içerden bir oyuncak çıkar.. O mkinelerden birinden bir kız cüzdanı çıktı oğluma ve o cüzdanı doğacak kız kardeşine vermek üzere sakladı uzun süre..

Etraftan yapılan 2. çocuk baskıları da cabası..  Ama benim hiç cesaretim yoktu.. Oğlum 4 yaşına gelmişti.. Bütün o zorlu süreci atlatmış , çocuğumu belli şeyleri kendi yapabilir hale getirmiş açıkcası birazda maddi manevi rahata alışmıştım..

Ancak oğlum ısrarla istemeye ve garip şeyler yapmaya devam ediyordu.. Bu durum artık oldukça ürkütücü ve üzücü bir hal almaya başlamıştı.. Sanki gerçekten hayatımıza girmesi için bekleyen bir kız kardeşi vardı ve sanki ben karar veremezsem onu kaçıracağız gibi hissetmeye başlamıştım..
Ve hep dua ettim.. Allah'ım ben cesaret edemiyorum.. Eğer hayırlısıysa kararı bana bırakma..

Ve bırakmadı.. 
Sürekli büyük konuşup "insan nasıl bilmeden etmeden sürpriz bebek sahibi olur ki ?" diyen ben hiç beklemediğim anda kızımın varlığından haberdar oldum..  ( özellikle bir tanıdığıma çok kızmış ve bu lafı etmiştim.. Yaşları çok küçük olan 2 çocuğu vardı.. 3.ye hamile kalmıştı ve aldırmak istiyordu.. Beni de yanında istiyordu bunu yaparken ve ben bunu yapmasını istemiyordum.. Ona bi hayli çıkışmıştım nasıl bilmeden hamile kalırsın diye.. Kötü bir niyetim yoktu ve yararlı da olmuştum o bebek doğdu :) Şimdi iyi ki gelmemişsin diyor.. 

Ama büyük konuşmamı da kendim yaşayarak tecrübe etmiş oldum :) İyi ki de olmuşum o ayrı..

1 Nisan'dı ve eşim şaka yapıyorum sandı.. O derece beklemiyorduk.. Ama oğlum hiç şaşırmadı.. Yerde sofra bezi üstünde abur cubur yiyordu ve biz söylediğimizde hiç istifini bozmadan : Kız mı ? diye sordu.. Ve ne zaman geliyor ? 

Bilmiyorduk tabii o zaman kız mı ?  Ve işte şimdi bugündeyiz.. Sarı tafamız Rana'mız kızımızla birlikte.. O cüzdanı kardeşine verebildi oğlum.. 

Velhasıl ben istesem de istemesem de bir kardeşi olacakmış çocuğumun.. Bu yüzden kardeş şart mı konusunda bir şey diyemiyorum o aşamayı direk bu şekilde atladığım için.. Ama kardeşli hayat hakkında tecrübelerimi aktarabilirim..

Şimdi geldiğim noktada çocuklarımı gözlemleyerek ve yaşımın ilerlemesiye daha ileriyi düşünmeye başlamış bir anne olarak eğer şartlar müsaitse, kardeş olmalı diyorum...

Bu şartların içine 
annenin ruhsal ve sağlıksal durumu, 
maddi manevi bakabilme gücü, 
babanın kişiliği, karakteri,
anne ve babanın birbirleriyle ilişkileri
yaşam koşulları
 vs. vs bir sürü şey giriyor..

Yani bu çok keskin, direk cevabı olmayan, kişiden kişiye cevabı değişebilir bir soru.. 

Tüm görüş ve önerileri aklınızın bir köşesine yazıp, kendi hayatınızı göz önünde bulundurarak, kendi hislerinizle harmanlayarak karar vermeniz gereken hayatı bir konu..

Dünyaya çocuk getirmek başlı başına büyük bir sorumluluk zaten.. Ve bir de ikincisini getirme kararı etrafa kulakları tıkayıp, tamamen anne-babanın birlikte vermesi gereken bir karar.. Kimsenin söz hakkı olduğunu sanmıyorum..

Bu konuda baskı yapılmasına sonuna kadar karşıyım ben her ne kadar o tanıdığıma şiddetli baskı uygulamış olsam da :) Ama orada artık canlı, kalp atışları olan mevcut bir bebek vardı.. Ve ben onu aldırmaya annesiyle birlikte gidemezdim.. 

Ama hali hazırda bir hamilelik söz konusu değilse ben kimseye çocuk yapması için baskı yapılması taraftarı değilim.. Bir kere ne kadar tanırsanız tanıyın ailenin iç yüzünü asla ve asla bilemezsiniz.. 
Bir kere çocukları olmuyor olabilir ve siz sürekli baskı yaparak o annenin canını yakıyor olabilirsiniz..

Pek çok kişi bunu aklına getirmiyor ancak çocuk sahibi olan kadınların bile bazen bir daha çocuk sahibi olamayacakları durumlar ortaya çıkabiliyor. 

Benim bile.. Ben şimdi 3. çocuğu istesem hem kendi sağlığım hem doğacak bebeğin sağlığı konusunda çok büyük riskleri göze alarak bunu yapmam gerekir.. Ve mutlaka erken sezeryan olmalıyım..  Çünkü 2. hamileliğim oldukça zorlu geçti.. Çeşitli hastalıklarım ortaya çıktı, kızımın engelli doğma ihtimali vardı ve doktorumun meslek hayatım boyunca hatırlayacağım zor sezaryenlarden biriydi dediği, oldukça uzun süren, sonrasında geçici görme kaybına kadar çeşitli sorunlar yaşadığım zor bir doğum oldu.

Ben 3. bir çocuk düşünmediğim için bunu çok kafama takmıyorum. Ancak bu tür şeyleri ciddi takıntı haline getirebilen ve bütün hayatlarına yayıp mutsuz olabilen insanlar var..

Eşiyle arası iyi değildir.. Belki 2. çocuk sahibi olmaya çalışıyordur olamıyordur, belki düşük yapmıştır haberiniz yoktur, belki bir hastalığı vardır, kocası istemiyordur, maddi olarak hazır değildir vs. vs. 
Bu yüzden insanların bu tür konularına çok girmemek lazım..

Ben bazen babanın bile 2. çocukta çok söz hakkı olduğunu düşünmüyorum.. İsteyebilir ama bunun asıl kararını verecek olan annedir.. 
Çocuklu hayatta babanın desteği çook çook önemli.. Baba anneyi yalnız bırakmamalı ve mümkün olduğunda çocuk bakımı dahil bir çok konuda anneye destek olmalıdır.. Asla tek başına altından kalkılabilecek bir şey değil çocuk sahibi olmak..

Bunu başaran anneler elbette ki  var.. Biz kadınlar aslında çok güçlüyüz.. Evet her şeyi başarırız.. 
Ama baba mutlu bir yuva, güler yüzlü bir eş ve güzel yetişmiş sağlıklı çocuklar istiyorsa annenin ruh sağlığına katkıda bulunmalıdır.. Onun yıpranmasına izin vermemelidir

Kadın ne kadar güçlü olursa olsun zaman zaman ara vermek isteyebilir ve baba burada devreye girip ailesini kanatları altına alabilmelidir..

Velhasıl bir toparlarsak dediğim gibi keskin konuşmaktan kaçınırım ama şartlar müsaitse kardeş olmalı diyorum..

Ancak, 

Mutsuz giden bir evlilik varsa, ( Evlilik kurtulsun diye çocuk yapılmaz mesela.. Çok yanlış.. Çocuk sahibi olmak zorlu bir süreç ve sallantılı bir evlilikte bu süreç daha da zorlayıcı olabilir hatta kopmalara sebep olabilir )

Anne ruhsal olarak yaşadığı koşulları kaldıramıyorsa, ( Tek başına yardımsız bakıyorsa, kendine zaman ayıramıyor, arkadaşlarıyla görüşemiyor, ara veremiyorsa.. Zor veya herhangi engeli bulunan bir çocuğu varsa, tek çocuğuna bile yetmekte zorlanıyorsa, )

Maddi olarak hazır değilse ( Evet her çocuk kısmetiyle doğar bu doğru.. Ancak çocuk sahibi olmadan bir miktar birikim yapmak gerekir veya olası bir sağlık sorununda bu sorunun altından kalkabilecek bir yatırım olması gerekir diye düşünüyorum.. Misal ben kızımı özel hastanede ameliyat ettirmek zorunda kaldım.. Çünkü ya ssk'nın bir kaç ay sonrasına vereceği ameliyat gününü bekleyip böbreğinin birini kaybedecektik, ya da hemen acil özelde ameliyat ettirip hasarlı da olsa böbreğini kurtaracaktık )

İlk çocuk kardeş istemiyorsa, Evet ilginçtir ki bazı çocuklar şiddetli şekilde bir kardeşleri olmasını istemeyebiliyorlar.. Böyle bir durumda ısrarcı olmamak, illa kardeşin olacak diye ilk çocuğun ruh sağlığını gözden çıkarmamak gerekir diye düşünüyorum.. Bir uzmandan yardım alınıp sorun çözülene kadar kardeş fikri askıya alınabilir )

gibi gibi örnekler çoğaltılabilir.. Bu gibi durumlar varsa, kardeş yapılabilecek gibi görünmüyorsa, bunun içinde çok kahrolunmamalı, ebeveynler kendilerini çocuklarına haksızlık ediyormuş gibi hissetmemeli, mutlaka ama mutlaka kardeş olmalı gibi bir tutum içine girilmemeli diye düşünüyorum..

Tek çocuk olup, gayet sağlıklı yetişmiş, hayatta başarılı olmuş, çok iyi arkadaşlıklar, dostluklar edinmiş insanlarda var.. 
Bir sebepten kardeşi olamayacak olması dünyanın sonu değil bana göre.. 

Sevgilerimle <3

Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım :

İletişim : catikatiilkay@gmail.com

12 Kasım 2015 Perşembe

KAHVE SUNUMLARIM..


Kahve içmeden ayılamayanlardan mısınız ? :)
Ben öyleyim..

Hızlı, 2 çocuklu, booll sorumluluklu hayatım, ve "illa kendime vakit ayıracağım" inadım yüzünden geceleri dizi izlemelerim, kitap/dergi okumalarım sebebiyle çok az uyuyorum..

Çay / kahve en iyi dostum o yüzden..

Vaktim varsa bazen sunum fotoğrafı çekip ınstagram'da paylaşıyorum.. Hala gelmediyseniz ınstagram'a da beklerim..  Tık tık : instagram.com/catikatiilkay Orası benim fotoğraf albümüm gibi..

Şu an da içiyorum.. Sizi de yanıma arkadaş edeyim dedim.. Seçin beğenin alın bir kahve :)

Afiyet olsun <3






Hoşçakalın ;)

Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım :

İletişim : catikatiilkay@gmail.com

6 Kasım 2015 Cuma

5 SOFRA, 1 TARİF, POST 10 :)

Fotoğraflara bakılırsa sofra postu yapmayalı uzun zaman olmuş..

Zira aşağıdaki 2 sofra ramazan ayından kalma sahur sofrası, bir tanesi de Rana'nın 3 yaş doğum günü partisinin hemen sonrası hazırladığım bir sofraydı.. Yani neredeyse bir yıl olmuş :) 

Sofra ve sunum fotoğraflarını daha çok sıcağı sıcağına Instagram'da ( https://instagram.com/catikatiilkay/ ) paylaştığım için blogumu ve postlarımı epey ihmal etmişim :)

Instagram çıkalı bloggerlık bozuldu :)

Neyse, yukarıda konusu geçmişken doğum günü partimizi hatırlamak isterseniz buraya tıklayınız :)

En alt karede de, kahvaltı sofralarına görsellik katıp, övgü almanızı sağlayacak minnak bir tarif sizi bekliyor :)

Keyifli Seyirler <3








Biberli, peynirli milföy

Malzemeler başlıkta saydığım kadar :) 
Şerit halinde kestiğiniz milföyleri, ortadan ikiye ayırıp içine peynir yerleştirdiğiniz biberlerin etrafına sarıp, üzerine yumurta sarısı sürüp fırına veriyorsunuz hepsi bu kadar :)

Beyaz peynirin sert olanını seçerseiz çok daha güzel olur.. yumuşak peynirler biraz fazla eriyip, su salabiliyor.. Veya kaşar kullanabilirsiniz ki ben kaşarlısını daha çok seviyorum :)

Afiyet olsun <3



Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım :

İletişim : catikatiilkay@gmail.com

30 Ekim 2015 Cuma

SON ZAMANLARDA 20 :)

Madem okullar tatil, çocuklar babaannesinde, çayım yanımda, müziğim arka fonda, gölüm karşımda.. Neden post yazmıyorum ? dedim..

Ve işte burdayım.. Bakalım anlatacak nelerim varmış bu sefer ? :)

SON ZAMANLARDA,

Oğluma doğum günü yaptım..

Bu yıl her iki çocuğuma da doğum günü yapmayı planlamıyordum.. En azından bir sene ara vermeyi düşünüyordum.. Ama bir gün oğlum okuldan 2 güzel başarı haberiyle gelince hadi bunu kutlayalım, yaklaşan doğum günümüzü bahane edelim dedik..

Öyle apar topar plansız programsız, en sevdiği okul arkadaşlarıyla birlikte bir doğum günü yaptık.. Ne yalan söyleyeyim sanırım en çok eğlendiğimiz doğum günü bu oldu.. 

Ne ben çok yoruldum, strese girdim ne de oğlum geçmiş doğum günlerinde olduğu gibi, günler süren hazırlıklarım dolayısıyla ilgimden mahrum kaldı..  

Güzeldi güzel..

Sarı tafa kendini garantiye aldı tabii hemen.. Bana da yapacağız di mi diye.. Yapacağız artık dedim :)


***
Arkadaşımla buluştum,

Suna beni Sefai Hürrem Cafe'ye götürdü, kahvaltı ısmarladı :) 
Müthiş manzarası eşliğinde konuştukça konuştuk.. Kaç bardak çay içtik hatırlamıyorum.. Etrafımız sürekli fotoğraf çekip, telefonlarına gömülüp iki çift laf etmeyen insanlarla doluyken bizim hiç fotoğraf çekmek aklımıza gelmedi.. 
Hele bir masa vardı ki cidden hiç birbirlerini suratına bakmadılar..

Müthiş bir terse dönüş var ben de.. Bolca kendimi eleştiriyorum ve benimde zamanında yaptığım bir çok şey saçma geliyor artık.. 
Geçenlerde eşimle de bunu konuştuk.. Bi gün arabamızı otoparka bıraktık, sırf vapura binmek için karşıya geçtik ve gözlerimize inanamadık.. Vapurda herkes selfie çekme derdindeydi.. Kimse manzaranın tadını çıkarmıyordu.. Bu ne yahu dedik.. 

Sürekli bir şeyleri gösterme çabasında olduğumuz için hiç bir anın tadını çıkaramıyoruz farkında mısınız ? 
Biz artık bunu yapmamaya çalışıyoruz.. 

Hele bir de karşılıklı otururken fotoğraf paylaşıp yorumlaşmalar yok mu ? :) 

-Çok eğleniyoruz yupiii ! 
Altına karşısında oturandan cevap : ay evet çok eğleniyoruz en çok biz eğleniyoruz ! İyi ki geldik seni çok seviyorum !

Lağğnn karşında oturuyo ! Yüzüne söylesene :))

Çok eğleniyosunuz birlikte belli kafalar telefondan kalkmıyo.. Bize göstermeden eğlenemiyosunuz belli ki :)

Gerçekten keyifli vakit geçirdiğinizde fotoğraf falan çekmek aklınıza gelmiyor.. 
Bakınız : Instagram'da popüler, bol like alabilecek bir cafeden elimde sadece şu aşağıdaki fotoğrafla dönüşüm gibi :)

- Ay dur bari bi kare çekeyim Suna kahveyi gemiyle getirmişler haha,  diyerek çektim bunu da :)

Velhasıl gördüklerim bana kalsın, siz merak ettiyseniz cafeyi buradan inceleyin.. ( Sefai Hürrem Cafe )


***
Galata/Taksim/Beyoğlu gezisi yaptık... 

İşte biz o cafede Suna'yla saatlerin nasıl geçtiğini anlamazken eşim aradı.. 

-Napıyorsunuz dedi.. 
Dedim manzaram nefis Yasin..  Galata'ya karşı çay içiyorum :) 
O da dedi ki : Ben de Galata'nın önünde çay içiyorum :)

Güldüm ben.. 
Doğruymuş meğer :) 

O beni Suna'nın yanına bırakıp gitmişti.. Alışveriş yapacaktı sonra beni alacaktı.. Gezmiş dolaşmış yeni yerler keşfetmiş beni götürmek üzere.. Belirlediği yerleri gezdik bir gün çocukları bırakıp yalnız çıktığımızda.. Yine arabamızı otoparka bıraktık.. İstanbul'u turist gibi dolaştık..

Galata'nın önünde bu kez birlikte çay içtik.. 
Sonra Galata'dan Taksim'e kadar yürüdük.. Sonra bir de ordan geriye yürüdük.. Yemek yedik.. Fena güzel bir gün ve akşamdı ama.. 
Fotoğrafsızlıktan da belli.. Yine aklıma gelmedi.. Yine elimdeki tek kare bu aşağıdaki :)

O kadar yorulmuşuz ki, ertesi gün gözümüzü açtığımızda saat öğleden sonra 2'ydi :) Gözlerime inanamadım saati görünce.. Çocuklarda yoktu tabii evde, bizi elleyen uyandıran da olmamış.. Çocukları doyurma derdim olmadığı için kafam rahat yatmıştım.. Yatış o yatış :)


***
Yemek listesi yaptım, 

Size de fikir olsun.. Bu liste benimki değil.. Bana fikri veren, blog takipçilerimden sevgili Merve'nin listesi.. Benimkini henüz temize geçmedim.. 
Çoğu zaman akşama ne yapsam derdiyle buzdolabı karşısında kıvranıyoruz malum.. Bu tür bir liste hazırlamak hayat kurtarıcı olacaktır.. 
En azından benim gibi liste insanı biri için.. 
Oğlumun buzdolabının üstündeki okul/beslenme listesinin yanında yeri hazır bile :)


***
Bakım yaptım :)

Evde kendi kendinize uygulayacağınız, çok pratik ve bir o kadar da işe yarayan bir cilt bakımı önerisi paylaşacağım şimdi..

Malzemeleri veriyorum :  Bir adet ayna :) Bir tatlı kaşığı yaş maya, yarım çay kaşığı bal ve bir tatlı kaşığı süt..

Malzemeleri karıştırıp koyu kıvamlı bir krem elde ediyorsunuz.. Benim fotoğrafta görünen karışımım biraz sıvı olmuştu ben sonradan maya ilave edip koyulaştırdım biraz daha.. Akıyor yüzünüzden çünkü sıvı olursa..
Hazırladığınız karışımı boyun ve göz altlarınız dahil tüm yüzünüze sürüyorsunuz.. 20 dakika bekletip, yüzünüzü yıkayıp gül suyu ile siliyorsunuz..

Karışım yüzünüzde kurudukça cildinizin nasıl gerildiğini göreceksiniz :)

Bu işlemi haftada 3 kez uygulayabilirsiniz.. Ben evde mayalı hamur yaptıkça kalan mayaları bu şekilde değerlendiriyorum.. Çok çabuk bozuluyor yaş maya malum.. Bu şekilde hem cildime yarıyor hem israf olmamış oluyor..


***
Ev boşaltmacaya başladım :)

Evimde pembelerden, ferforjelerden birazcık sıkıldım.. Pek çok şeyimi satmaya ve bi parça tarz değiştirmeye karar verdim.. Duyuru yaptım "evimde daha önceden gördüğünüz, beğendiğiniz satsaydı alırdım dediğiniz her şey için bana ulaşın" diye.. 
Çağrıma kulak veren arkadaşlar aşağıdaki English Home ferforje rafım, English Home fenerim, duvarımdaki çerçevelerimin bir kısmı, bir kaç parça kıyafetim, çantam ve hatta peçete koleksiyonumun yeni sahipleri oldular :)


Ev Boşaltmaca hala devam ediyor :) 

Aşağıdaki İkea paravanım, kızımın beşiği, alt açma mobilyası, Maclaren bebek arabamız, mama sandalyesi vs. satmayı planladığım diğer şeylerden bir kaçı.. Büyük parçaları İstanbul içi bazı semtlere elden kendimiz teslim edeceğiz.. 

Siz de fotoğraflarımda gördüğünüz satsaydı alırdım dediğiniz ev veya sofra aksesuarları, kızımın veya benim kıyafetlerim vs.. her şey için mail adresimden ( catikatiilkay@gmail.com ) veya Modarana Facebook sayfamın ( https://www.facebook.com/catikatimodarana ) mesaj bölümünden bana ulaşın.. 
İkea Çiçekliğim ve güllü aynam satışta değil ama :) 


Takı kutumla aşk yaşadım :)

Takılarımı üstten görebilmek için, kapağı şeffaf tatlı bir kurabiye kutusu kullanıyordum burada bir süredir..
Sonra bir sabah, geceden kurutmaya koyup ( evet kurutma makinemden memnunum :) sabaha kadar kurumasını sağladığım oğlumun okul kıyafetlerini ütülemek üzere kalktım.. Hava zifiri karanlıktı daha.. Makyaj masamın üstüne de ütü suyu bırakmışım akşamdan.. Karanlıkta uyku sersemi çarptım suya.. Ve kurabiye kutusundan bozma takı kutum ıslandı :)

Aynı gün fotoğraftaki bu güzelliği aldım Koçtaş'tan ayıla bayıla.. Çok şık.. Mika ve fotoğraftakinden çok daha güzel görünüyor çıplak gözle.. Işıl ışıl bi şey.. Çok beğenerek aldım..

3 katlısı ve başka makyaj malzemesi organizerleri de  vardı.. 3 katlısında 2 küçük çekmece olduğunu düşünün benimkine ilaveten üstte.. Ama bu boyu tam buraya çok ideal olacaktı bunu beğendim ben..
Bir de ruj kutusu vardı sanırım 8 adet ruj alıyordu. Ondan da almak istedim ama son bir adet kalmıştı ve kırıktı.. Sanırım tekrar gelecekmiş bakacağım yine..


Bu takı dolapları da artık çok erişilebilir halde.. 

Eskiden bunların fotoğrafları bazı yabancı sitelerden alınıp paylaşılır ve herkes birbirine sorardı yaa bunları nerden bulabiliriz diye :) Şimdi pek çok yerde karşımıza çıkıyor.. Görmüşken fotoğrafladım.. Çok takısı, ıvır zıvırı olanlar için ideal.. Kapağı aynalı ve fiyatı 189 TL idi.. Yine Koçtaş'ta..
Yanındaki pembe ile 100TL kadar fiyat farkı vardı.. Bence bu daha güzel ve uygun fiyatlı.. Çok bi fark yoktu aralarında o kadar fiyat farkına sebebiyet verecek.. 


İkea'nın meşhur aynası beyaz haliyle Koçtaş'ta :)

Koçtaş'ta bi İkea havası sezdim bu sefer zaten :) Katalog düzenleri vs. Güzel olmuş ama sevdim ve artık daha sık giderim.. Çok güzel şeyler vardı.. Hele benim takı kutuları resmen kapışılmıştı.. 



Hoşçakalın ;)

Bana ulaşabileceğiniz diğer sosyal medya hesaplarım :

İletişim : catikatiilkay@gmail.com

Alexa